Dünyanın dört bir yanındaki insanlara tek bir soru soruluyor: “Ülkenizin en önemli sorunu nedir?” 2025 yılı boyunca dünya genelinde insanlara basit ama güçlü bir soru soruldu: “Ülkeniz için en önemli tek sorun nedir?”
Bu soru, cevap seçenekleri sunmadığı için “anket hilesi” değil; insanların zihninde ne baskınsa onu yakalıyor. Ve sonuç net: Ekonomi, neredeyse her yerde ilk sırada.
107 ülkeden gelen yanıtlar bir araya getirildiğinde, ülkelerin medyanında %23’lük bir kesim ekonomiyi ülkenin en önemli problemi olarak görüyor.
Buna ek olarak, %3 doğrudan “gıda ve barınmayı karşılayamama” gibi temel ihtiyaçlara odaklanıyor.
Bu iki başlık toplandığında, küresel ölçekte ekonomik kaygı %26’ya ulaşıyor.
Daha açık söyleyelim: Dünyanın en yaygın “en önemli sorunu”, geçim.
Ekonomik kaygı her gelir grubunda var ama yoğunluğu aynı değil:
Bu fark şaşırtıcı değil. Düşük gelirli ülkelerde temel ihtiyaçlar çoğu zaman diğer tüm gündemleri eziyor. Yüksek gelirli ülkelerde ise mesele çoğu zaman “hayatta kalmak” değil; hayatı sürdürülebilir kılmak (özellikle barınma maliyetleri gibi).
Kâğıt üzerindeki ekonomik performans (örneğin yıllık GSYH büyümesi) ile insanların “en büyük problem ekonomi” demesi arasında güçlü bir bağ görünmüyor.
Buna karşılık daha güçlü ilişki şurada:
İnsanların kendi hane gelirleriyle geçinip geçinemediklerine dair hissiyatı ve ekonomiyi ulusal sorun olarak görmeleri.
Yani insanlar ekonomiyi “manşet büyüme oranlarıyla” değil, maaşlarının gerçek hayatla kavgasına bakarak değerlendiriyor.
Yaş grupları arasında ekonomi kaygısı yaygın, fakat gençlerde daha yüksek:
Fark küçük görünebilir ama büyük örneklem ve ülke çeşitliliği içinde anlamlı bir eğilime işaret ediyor: Gençler ekonomik sistemin kendileri için çalışmadığını daha sık düşünüyor.
Yüksek gelirli ülkelerde kuşak farkı daha keskinBazı ülkeler bu ayrışmayı daha dramatik gösteriyor. Örneğin:
Bu desen bize şunu söylüyor: “Zengin ülke” olmak, özellikle gençler için otomatik olarak “ekonomik güvence” anlamına gelmiyor.
“Gıda ve barınmayı karşılayamama” türü yanıtlar düşük gelirli ülkelerde daha yaygın (listenin üst sıralarında özellikle Sahra-altı Afrika’dan birçok ülke var).
Ancak üç yüksek gelirli ülke dikkat çekiyor:
Bu ülkelerin ortak noktası: barınma krizi.
Üstelik bu üç ülkede “iyi ve uygun fiyatlı konut bulunabilirliği” memnuniyeti 2025’te %25 seviyesine gerilemiş durumda.
Bu, ekonomik kaygının sadece “genel ekonomi” değil; çok somut bir şekilde kira, ev fiyatı, yaşam maliyeti üzerinden yaşandığını gösteriyor.
Bu soru, açık uçlu olduğu için bir ülkenin “kolektif zihninde” neyin öne çıktığını yakalıyor.
Benzer bir soru ABD’de yaklaşık 90 yıldır soruluyor ve tarihsel olarak seçmen davranışıyla da güçlü ilişkiler gösterebiliyor (özellikle “en önemli sorunu kim çözer?” algısı üzerinden).
Kısacası: Bu veri sadece “insanlar ne hissediyor?” değil, aynı zamanda siyasetin ve kamu politikasının hangi zeminde tartışılacağını da anlatıyor.
Bu küresel ölçümün ana mesajı basit ama sert:
Liderlerin konuştuğu göstergelerle insanların yaşadığı gerçeklik arasında bir boşluk var.
Bugünün ekonomik kaygısı, yarının siyasi tercihlerini ve toplumsal gerilimini şekillendiren ana akım. Dünya gündeminin ortak dili şu: “Geçinebiliyor muyum?”