IMF’nin son raporu küresel ekonomide çöküşten çok yavaş bir aşınmaya işaret ediyor. Enflasyon, faizler ve jeopolitik riskler arasında sıkışan dünya ekonomisinde, asıl soru artık büyümenin ne kadar süreceği değil, ne kadar yavaşlayacağı.
Küresel ekonomi uzun süredir garip bir denge durumunda. Ne tam anlamıyla kriz var ne de gerçekten rahatlatan bir toparlanma.
IMF’nin son raporu bu durumu oldukça net ortaya koyuyor:
Ekonomi ilerliyor ama ivmesiz. Riskler azalıyor gibi görünüyor ama ortadan kalkmış değiller. Ve en önemlisi, kimse bu dengenin ne kadar sürdürülebilir olduğundan emin değil.
Dünya ekonomisi büyümeye devam ediyor. Ancak bu büyüme, önceki döngülerde alıştığımız güçlü ve geniş tabanlı bir genişleme değil.
Gelişmiş ekonomilerde büyüme düşük seyrediyor. ABD nispeten dirençli görünse de Avrupa tarafında belirgin bir yavaşlama var. Çin ise artık eski büyüme motoru değil; daha kontrollü ama daha düşük bir büyüme patikasında ilerliyor.
Ortaya çıkan tablo şu:
Ekonomi çalışıyor, ama performans modunda değil, tasarruf modunda.
Son iki yılın en büyük hikâyesi olan enflasyon, nihayet aşağı yönlü bir eğilim göstermeye başladı. Ancak bu düşüş, merkez bankalarının rahatlayabileceği bir seviyede değil.
Özellikle hizmet enflasyonu hâlâ dirençli. Ücret artışları ve talep yapısı, fiyatların aşağı gelmesini zorlaştırıyor.
Bu yüzden merkez bankaları için kritik soru şu:
Faizleri ne zaman indirebiliriz değil, erken indirirsek neyi kırarız?
Uzun süre düşük faiz ortamına alışmış bir dünya için mevcut tablo hâlâ sindirilebilmiş değil.
Faizler yüksek ve IMF’ye göre bu durum kısa vadede dramatik şekilde değişmeyecek. Finansman maliyetleri arttıkça, özellikle borçlu ekonomiler için riskler büyüyor.
Bu sadece devletler için değil, şirketler ve bireyler için de geçerli.
Ucuz para dönemi kapandı. Ve geri dönüşü pek de yakın görünmüyor.
Küresel ekonominin en az konuşulan ama en kritik sorunlarından biri borç seviyeleri.
Pandemi sonrası genişleyici politikalar, kamu borçlarını tarihi seviyelere taşıdı. Aynı anda faizlerin yükselmesi ise bu borcun taşınmasını daha maliyetli hale getirdi.
Bu durum özellikle gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir kırılganlık yaratıyor.
Çünkü büyüme yavaşlarken borç maliyeti artıyor. Matematik basit, sonuç karmaşık.
Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve tedarik zinciri kırılmaları artık geçici değil, kalıcı faktörler.
Enerji maliyetleri, lojistik maliyetleri ve ticaretin yönü bu risklere göre şekilleniyor.
Bu da küresel verimliliği aşağı çeken bir “gizli vergi” etkisi yaratıyor.
IMF raporlarında bile artık yapay zekâdan bahsediliyor. Bu tek başına bile bir şey anlatıyor.
AI’ın uzun vadede verimlilik artışı yaratacağı konusunda geniş bir mutabakat var. Ancak kısa vadede bu etkinin sınırlı olduğu da açık.
Şu an gördüğümüz şey daha çok bir beklenti ekonomisi:
Herkes potansiyeli konuşuyor, ama gerçek etki henüz sınırlı.
Türkiye özelinde IMF’nin yaklaşımı daha net:
Politika yönündeki değişim olumlu görülüyor.
Sıkı para politikası ve iç talebin kontrollü şekilde soğutulması, ekonomide bir dengelenme süreci yaratıyor. Ancak bu sürecin maliyeti de var.
Enflasyon hâlâ temel sorun.
Dış finansman ihtiyacı ise kırılganlık yaratmaya devam ediyor.
Yani tablo şöyle:
Doğru yönde bir hareket var, ama yol uzun.
Küresel ekonomi artık farklı bir evreye geçmiş durumda.
Bu yeni dönemin özellikleri:
Bu bir kriz değil. Ama kesinlikle rahat bir dönem de değil.
Belki de en doğru tanım şu:
Bu dönem, hızlı büyüyenlerin değil, dayanıklı kalanların dönemi.