Arastiriyorum 20 hours ago
akadm #rapor

Dünya Yeniden Dengesizleşiyor: Türkiye Bu Yeni Ekonomik Düzenin Neresinde?

IMF’nin 2026 External Sector Report’u küresel cari dengesizliklerin yeniden büyüdüğünü gösteriyor. Çin giderek daha büyük bir fazla verirken ABD karşı tarafta daha büyük bir açık oluşturuyor. Türkiye’de ise cari açık geçmiş kriz dönemlerine kıyasla sınırlı, dış borç göstergeleri iyileşiyor ve rezervler artıyor. Ancak IMF’ye göre dış pozisyon hâlâ ekonomik temellerin gerektirdiğinden daha zayıf.

Türkiye’nin dış denge sorunu artık yalnızca “cari açık yüksek” şeklinde tanımlanamaz.

Enerji hariç ekonomi cari fazla veriyor, hizmet ihracatı mal ticaretindeki açığın büyük bölümünü kapatıyor, dış borcun milli gelire oranı geriliyor ve rezervler yükseliyor.

Ancak asıl soru değişmedi:

Bu iyileşme ne kadar yapısal, ne kadar enerji fiyatları, altın talebi, iç talep ve sermaye hareketlerinin sonucu?

IMF’nin 2026 raporu Türkiye açısından tam olarak bu ayrımı önemli hale getiriyor.


Küresel ekonominin dengesi yeniden bozuluyor

Dünya ekonomisinde basit ama kaçınılmaz bir muhasebe gerçeği var: Bir ülkenin cari fazlası, küresel sistemin başka bir yerindeki cari açığın karşılığı olmak zorunda.

Sorun bu farkların giderek büyümesi.

IMF’nin External Sector Report 2026: Amid Rising Imbalances, the Case for Rebalancing raporu dünyanın en büyük ekonomilerinin 2025 yılındaki dış pozisyonlarını inceliyor.

Raporun temel bulgularından biri oldukça çarpıcı:

Küresel cari işlemler dengesizlikleri yeniden genişliyor.

Bu büyümenin merkezinde ise dünyanın iki büyük ekonomisi bulunuyor: Çin ve ABD.

Bir tarafta yüksek tasarruf ve devasa üretim kapasitesiyle büyüyen bir cari fazla, diğer tarafta güçlü tüketim ve düşük ulusal tasarrufla büyüyen bir cari açık var.

Bu nedenle IMF’nin anlattığı hikâye aslında dış ticaretten çok daha büyük.

Mesele, dünya ekonomisinin büyümeyi nasıl finanse ettiği.


Çin üretiyor ve tasarruf ediyor, ABD tüketiyor

Çin ve ABD aynı küresel ekonomik sistemin iki farklı ucunu temsil ediyor.

Çin tarafında yüksek tasarruf oranı, güçlü sanayi kapasitesi ve iç talebin üzerinde üretim bulunuyor. ABD tarafında ise güçlü iç talep, düşük ulusal tasarruf ve doların küresel rezerv para birimi olmasının sağladığı olağanüstü finansman kapasitesi var.

Ortaya kabaca şöyle bir sistem çıkıyor:

Çin üretim ve tasarruf fazlası yaratırken ABD tüketim ve finansman açığı oluşturuyor.

Bu ilişki yeni değil.

Ancak IMF’yi endişelendiren şey aradaki farkın yeniden büyüyor olması.

Çünkü büyük ve kalıcı dış dengesizlikler yalnızca ekonomik göstergelerde kalmıyor. Zamanla ticaret politikalarını, tarifeleri, döviz kurlarını, sermaye hareketlerini ve nihayetinde ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri etkiliyor.


IMF neden yeniden dengelenme çağrısı yapıyor?

Raporun alt başlığındaki “The Case for Rebalancing” ifadesi bu nedenle önemli.

IMF’ye göre çözüm, cari fazla veren ülkelerin ihracatını azaltması veya cari açık veren ülkelerin ithalatı engellemesi değil.

Asıl sorun ülkelerin kendi iç ekonomik dengelerinde.

Cari fazla veren ekonomilerde iç tüketimin güçlendirilmesi, sosyal güvenlik mekanizmalarının geliştirilmesi ve aşırı tasarruf ihtiyacının azaltılması gerekiyor.

Cari açık veren ekonomilerde ise kamu açıklarının kontrol altına alınması, ulusal tasarrufun artırılması ve üretken yatırımların desteklenmesi gerekiyor.

Dolayısıyla IMF’nin önerdiği çözüm bir ticaret savaşı değil.

Ekonomilerin kendi içlerinde yeniden dengelenmesi.


Türkiye bu tablonun neresinde?

Türkiye’nin durumu Çin veya ABD’den oldukça farklı.

Türkiye uzun yıllardır yapısal olarak cari açık verme eğilimindeki bir ekonomi. Ancak son beş yıllık gelişim önemli bir değişime işaret ediyor.

2021 yılında Türkiye yalnızca 6,2 milyar dolar cari açık vermişti. Bu rakam milli gelirin yaklaşık %0,8’ine karşılık geliyordu.

2022’de enerji fiyatlarındaki yükseliş ve güçlü iç talep tabloyu tamamen değiştirdi. Cari açık 46,3 milyar dolara, yani milli gelirin yaklaşık %5’ine ulaştı.

2023 yılında açık hâlâ oldukça yüksekti. Türkiye yılı yaklaşık 41,5 milyar dolar cari açıkla tamamladı ve açığın milli gelire oranı %3,6 seviyesinde gerçekleşti.

Asıl değişim 2024 yılında yaşandı.

Cari açık yalnızca 10,4 milyar dolara, yani milli gelirin %0,8’ine kadar geriledi.

2025 yılında ise açığın yeniden yaklaşık 22,5 milyar dolara yükseldiği görülüyor. Buna rağmen milli gelire oranı yalnızca %1,4 civarında.

IMF 2026 yılında da yaklaşık 22,3 milyar dolarlık, yine milli gelirin yaklaşık %1,4’üne karşılık gelen bir cari açık bekliyor.

Dolayısıyla Türkiye yeniden 2022’deki büyük cari açık problemine dönmüş değil.

Ancak 2024’te gördüğümüz olağanüstü düşük cari açığın tamamen yapısal olmadığı da giderek daha açık hale geliyor.


Türkiye'nin cari açığının arkasındaki dev değişken: enerji

IMF’ye göre 2024’teki iyileşmenin arkasında birkaç önemli faktör bulunuyordu: daha düşük enerji fiyatları, zayıflayan ithalat talebi ve altın ithalatındaki gerileme.

Özellikle enerji kritik.

Türkiye'nin yakıt ithalatı 2022 yılında 96,5 milyar dolar seviyesine kadar çıkmıştı. 2023'te bu rakam 69,1 milyar dolara, 2024'te 65,6 milyar dolara, 2025'te ise yaklaşık 64,3 milyar dolara geriledi.

Yalnızca 2022 ile 2025 arasındaki fark yaklaşık 32 milyar dolar.

Bu rakam Türkiye’nin cari açık tartışmasının neden enerji politikasından ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.

Enerji fiyatlarındaki birkaç yıllık değişim bile Türkiye’nin dış dengesinde onlarca milyar dolarlık fark yaratabiliyor.


Enerjiyi çıkardığımızda bambaşka bir Türkiye ortaya çıkıyor

IMF verilerinin Türkiye açısından en dikkat çekici göstergelerinden biri yakıt hariç cari işlemler dengesi.

Türkiye 2021 yılında enerji hariç bakıldığında milli gelirin %4,3’ü, 2022’de %3,7’si, 2023’te %1’i, 2024’te %2,8’i ve 2025’te yaklaşık %1,6’sı kadar cari fazla verdi.

Bu oldukça önemli bir ayrım.

Türkiye enerji faturasını dışarıda bıraktığımızda cari açık veren değil, cari fazla veren bir ekonomi.

Dolayısıyla Türkiye’nin kronik cari açık probleminin önemli bir bölümü üretim veya ihracat yetersizliğinden değil, ekonominin enerji ithalatına olan bağımlılığından kaynaklanıyor.

Bu nedenle güneş, rüzgâr, enerji verimliliği, elektrifikasyon ve yerli enerji üretiminin artırılması yalnızca çevre veya enerji güvenliği politikası olarak görülmemeli.

Bunların her biri aynı zamanda doğrudan makroekonomik istikrar politikası.


Bir başka Türkiye klasiği: altın

Türkiye'nin dış dengesini etkileyen sıra dışı unsurlardan biri de altın talebi.

2021 yılında yaklaşık 5,5 milyar dolar olan altın ithalatı, 2022’de 20,4 milyar dolara, 2023’te ise 30 milyar dolara kadar yükseldi.

2024 yılında altın ithalatı 17,1 milyar dolara gerileyince cari dengedeki iyileşmeye önemli katkı sağladı.

Ancak 2025’te altın ithalatının yeniden yaklaşık 21,2 milyar dolara çıkması cari açığın genişlemesinde rol oynadı.

Bu durum Türkiye’de toplam cari açık rakamını tek başına okumanın neden yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.

Enerji fiyatları ve altın talebi gibi iki değişken bile cari dengeyi birkaç yıl içerisinde onlarca milyar dolar hareket ettirebiliyor.


Türkiye'nin görünmeyen gücü: hizmet ihracatı

Türkiye'nin dış ticaretinde mallar tarafı hâlâ ciddi açık veriyor.

2025 yılında mal ihracatı yaklaşık 276,8 milyar dolar, mal ithalatı ise 342,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Aradaki fark yaklaşık 65,3 milyar dolarlık mal ticareti açığı anlamına geliyor.

Normal şartlarda bu büyüklükte bir açık oldukça ciddi bir cari açık yaratabilirdi.

Fakat Türkiye’nin dış ekonomisinde giderek daha önemli hale gelen başka bir motor var:

Hizmet ihracatı.

Türkiye 2025 yılında yaklaşık 120,4 milyar dolar hizmet geliri elde ederken hizmet giderleri 62,1 milyar dolar civarında kaldı.

Böylece hizmetler tarafında yaklaşık 58,2 milyar dolarlık net fazla oluştu.

Turizm, ulaştırma ve diğer hizmet gelirleri Türkiye’nin mal ticaretindeki yaklaşık 65 milyar dolarlık açığının çok büyük bölümünü tek başına karşılıyor.

Bu nedenle Türkiye'nin dış ekonomik modelini yalnızca sanayi ihracatı üzerinden değerlendirmek artık giderek daha eksik bir yaklaşım.

Türkiye’nin dış dengesinin ikinci büyük taşıyıcısı açık biçimde hizmet ekonomisi haline geliyor.


Rezervlerde güçlü toparlanma var

Türkiye’nin brüt uluslararası rezervleri de son yıllarda belirgin biçimde arttı.

2021 sonunda yaklaşık 111,2 milyar dolar olan rezervler, 2022’de 128,7 milyar dolara, 2023’te 140,9 milyar dolara ve 2024’te 155,2 milyar dolara yükseldi.

2025 sonunda ise IMF verilerine göre brüt rezervler yaklaşık 184,1 milyar dolara ulaştı.

Başka bir ifadeyle dört yılda rezervlerde yaklaşık 73 milyar dolarlık artış gerçekleşti.

Ancak IMF burada önemli bir uyarı yapıyor.

Fonun Assessing Reserve Adequacy, yani rezerv yeterliliği metodolojisine göre Türkiye’nin rezervleri 2025 sonunda ihtiyaç duyulan seviyenin yaklaşık %80’i civarında.

Dolayısıyla rezervlerdeki güçlü artışa rağmen IMF açısından Türkiye henüz tamamen rahat bir noktada değil.

Üstelik rezerv artışının bir bölümünde yükselen altın fiyatlarının da etkisi bulunuyor.

Özetle:

Rezerv tamponu güçleniyor, fakat dış şoklara karşı ihtiyaç duyulan seviyeye henüz tam olarak ulaşmış değil.


Dış borç tarafında daha güçlü bir değişim var

Türkiye açısından son yılların daha az konuşulan fakat önemli gelişmelerinden biri dış borcun ekonomiye oranındaki düşüş.

2021 yılında brüt dış borç milli gelirin yaklaşık %51,7’sine karşılık geliyordu.

Bu oran 2022’de %48,7’ye, 2023’te %42,7’ye, 2024’te %38,1’e ve 2025 yılında %34,5’e kadar geriledi.

Başka bir ifadeyle birkaç yıl önce ekonominin yarısından fazlasına karşılık gelen brüt dış borç stoku artık milli gelirin yaklaşık üçte biri büyüklüğünde.

Türkiye’nin yıllık brüt dış finansman ihtiyacında da benzer bir iyileşme var.

2021’de milli gelirin yaklaşık %20,5’ine karşılık gelen finansman ihtiyacı 2025’te yaklaşık %16,5’e geriledi.

Net uluslararası yatırım pozisyonunda da iyileşme görülüyor. 2022’de milli gelirin yaklaşık -%38,8’i seviyesinde olan pozisyon 2025’te yaklaşık -%21,6’ya geliyor.

Bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin dış bilançosunun birkaç yıl öncesine kıyasla daha dayanıklı hale geldiği görülüyor.


Peki IMF neden hâlâ Türkiye'nin dış pozisyonunu zayıf görüyor?

İşte raporun en önemli nüansı burada.

Cari açık düşük.

Rezervler yükseliyor.

Dış borç oranı geriliyor.

Enerji hariç ekonomi cari fazla veriyor.

Hizmet ihracatı güçlü.

Buna rağmen IMF Türkiye'nin 2025 dış pozisyonunu “orta vadeli ekonomik temellerin ve arzu edilen politikaların ima ettiği seviyeden daha zayıf” olarak değerlendiriyor.

Bunun temel nedenlerinden biri rezerv yeterliliğinin hâlâ istenilen seviyede olmaması.

Bir diğeri ise IMF’nin hesapladığı cari denge normu.

Fon yalnızca Türkiye’nin ne kadar cari açık verdiğine bakmıyor. Türkiye'nin ekonomik yapısı, demografisi, maliye politikası ve diğer temel göstergeleri dikkate alındığında ne kadar cari açık veya fazla vermesinin beklenmesi gerektiğini de hesaplıyor.

Gerçekleşen dış pozisyon bu referans seviyenin altında kaldığında IMF bunu bir dış denge zayıflığı olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla IMF'nin Türkiye değerlendirmesi basit bir “iyi” veya “kötü” hikâyesi değil.

Türkiye'nin dış kırılganlığı azalıyor, fakat ortadan kalkmış değil.


Kur yeni denklemin en hassas parçası

Türkiye açısından diğer önemli mesele reel döviz kuru.

Yüksek enflasyon ortamında nominal kur artışı fiyat artışlarının altında kaldığında Türk lirası reel olarak değerleniyor.

Bu durum dezenflasyon açısından faydalı olabiliyor. İthal ürünlerin ve girdilerin TL cinsinden fiyat artışını sınırlayarak enflasyonun düşürülmesine yardımcı oluyor.

Ancak aynı mekanizmanın diğer tarafında ihracatçı bulunuyor.

Üretim maliyetleri hızla artarken kur aynı hızda hareket etmediğinde ihracatçının uluslararası fiyat rekabeti zayıflıyor.

IMF, 2024’te görülen reel değerlenmenin 2025’te bir miktar azaldığını belirtiyor. Buna rağmen özellikle tekstil gibi emek yoğun ve fiyat rekabetinin güçlü olduğu sektörlerde baskı devam ediyor.

Türkiye böylece başka bir denge problemiyle karşı karşıya:

Enflasyonu düşürmek için güçlü TL mi, ihracat rekabetini korumak için daha zayıf TL mi?

Aslında uzun vadeli çözüm ikisi de değil.

Kalıcı çözüm, rekabet gücünün yalnızca döviz kuruna bağlı olmadığı, daha yüksek verimlilik ve katma değer üreten bir ekonomik yapı.


Türkiye için asıl soru artık değişti

Türkiye ekonomisi yıllarca aynı soruyu tartıştı:

Cari açığı nasıl azaltacağız?

IMF’nin son verileri artık başka bir sorunun daha önemli hale geldiğini gösteriyor:

Cari açığı düşük tutan koşulları nasıl kalıcı hale getireceğiz?

Çünkü mevcut tablo birkaç açıdan umut verici.

Cari açık milli gelirin %1–1,5’i civarında seyrediyor.

Enerji hariç ekonomi cari fazla veriyor.

Hizmet ihracatı güçlü biçimde dış dengeyi destekliyor.

Brüt dış borcun milli gelire oranı %34,5’e kadar gerilemiş durumda.

Rezervler 184 milyar doların üzerine çıkmış bulunuyor.

Fakat enerji fiyatları, altın talebi, sermaye hareketleri ve reel kur gibi değişkenler hâlâ Türkiye’nin dış dengesi üzerinde büyük etkiye sahip.


Türkiye'nin gerçek fırsatı enerji dönüşümünde olabilir

Bütün bu veriler yan yana getirildiğinde Türkiye açısından belki de en önemli sonuç enerji tarafında ortaya çıkıyor.

Türkiye enerji hariç zaten cari fazla veriyor.

Dolayısıyla enerji ithalatına olan bağımlılığın kalıcı biçimde azaltılması ülkenin dış denge modelini de değiştirebilir.

Güneş ve rüzgâr kapasitesindeki artış, enerji verimliliği, elektrik üretiminde yerli kaynakların payının yükselmesi ve ulaşımın elektrifikasyonu uzun vadede enerji ithalatını aşağı çekebilir.

Bu dönüşüm gerçekleşirse Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya olduğu “ekonomi büyüyor → enerji ve ara malı ithalatı artıyor → cari açık büyüyor → dış finansman ihtiyacı yükseliyor” döngüsü de zayıflayabilir.

Üstelik bunun gerçekleşmesi için ekonominin sürekli yavaşlatılması veya kurun sürekli değer kaybetmesi gerekmez.

Bu nedenle enerji dönüşümü Türkiye açısından yalnızca enerji veya iklim politikasının konusu değil.

Aynı zamanda cari açık politikası.


Cari açığın büyüklüğünden daha önemli bir şey var

IMF’nin 2026 External Sector Report’u küresel ekonomi açısından rahatsız edici bir eğilime işaret ediyor.

Dünyanın büyük ekonomileri arasındaki dış dengesizlikler yeniden büyüyor. Çin’in giderek genişleyen fazlası ile ABD’nin büyüyen açığı küresel sistemin iki büyük karşıt kutbuna dönüşüyor.

Türkiye ise aynı dönemde farklı bir dönüşüm geçiriyor.

Son beş yılda cari açık geçmiş dönemlere kıyasla çok daha yönetilebilir seviyelere geldi. Dış borcun ekonomiye oranı belirgin biçimde düştü. Rezervler yükseldi. Hizmet gelirleri güçlendi. Enerji hariç ekonomi cari fazla verir hale geldi.

Ancak Türkiye açısından gerçek başarı cari açığın bir yıl %0,8, ertesi yıl %1,4 olması değil.

Asıl mesele bu açığın neden düşük olduğu.

Enerji ithalatının kalıcı biçimde azaltılması, hizmet ihracatının geliştirilmesi, yüksek katma değerli üretimin artırılması ve rezerv tamponının güçlendirilmesi mümkün olursa Türkiye’nin yıllardır karşı karşıya olduğu dış finansman döngüsü de değişebilir.

IMF’nin raporundan Türkiye açısından çıkarılabilecek en önemli sonuç belki de tam olarak bu:

Cari açığın küçülmesi önemli. Ama cari açığın neden küçüldüğü, rakamın kendisinden daha önemli.

773
1.6K
Adjust’ın hazırladığı Mobil Uygulama Trendleri 2025 Raporu

Adjust’ın hazırladığı Mobil Uygulama Trendleri 2025 Raporu

1713358301.jpg
Arastiriyorum
1 year ago
Potansiyel Olarak Zararlı Web Sitelerini İncelemek İçin Ücretsiz Online Araçlar

Potansiyel Olarak Zararlı Web Sitelerini İncelemek İçin Ücretsiz Onlin...

1713358301.jpg
Arastiriyorum
8 months ago
“Toplu Yaşam Alanlarında Aidat ve Yönetim – 2025 Veri Analizi” raporu

“Toplu Yaşam Alanlarında Aidat ve Yönetim – 2025 Veri Analizi” raporu

1713358301.jpg
Arastiriyorum
11 months ago
Yeni Ürün Değil, Yeni Davranış Kazanıyor

Yeni Ürün Değil, Yeni Davranış Kazanıyor

1713358301.jpg
Arastiriyorum
3 months ago
Dünya Sağlık Örgütü açıkladı: En çok alkol tüketen 10 ülke

Dünya Sağlık Örgütü açıkladı: En çok alkol tüketen 10 ülke

1713358301.jpg
Arastiriyorum
2 years ago