Türkiye'de tüketiciler harcamalarını kıstığını söylüyor. Peki gerçek alışveriş davranışları bunu doğruluyor mu? Ipsos verileri, niyet ile gerçek davranış arasındaki farkı ve mutlulukla harcama arasındaki şaşırtıcı ilişkiyi ortaya koyuyor.
Ekonomi kötüleştiğinde hemen herkes aynı cümleyi kuruyor:
"Artık harcamalarımı kıstım."
Ancak tüketici davranışları söz konusu olduğunda söylenen ile yapılan çoğu zaman aynı şey olmuyor.
Ipsos'un yayımladığı Panel Postası Sayı 17, tam da bu çelişkiye ışık tutuyor. Araştırma yalnızca insanların ne söylediğini değil, alışveriş sepetlerinde gerçekte ne yaptıklarını da inceliyor. Sonuç ise oldukça dikkat çekici: Harcamayı kısmak düşündüğümüz kadar kolay değil.
Araştırmaya göre tüketicilerin;
İlk bakışta oldukça disiplinli bir tüketici profili görüyoruz.
Ancak gerçek satın alma davranışları incelendiğinde tablo değişiyor.
Örneğin giyim harcamalarını kıstığını söyleyenlerle söylemeyenler arasında beklenen kadar büyük fark bulunmuyor. Benzer durum gıda, temizlik ve kişisel bakım kategorilerinde de görülüyor. İnsanlar harcamalarını kontrol etmeye çalışıyor ancak günlük yaşamın zorunlulukları bu planların önemli bölümünü bozuyor.
Araştırmanın en önemli mesajı aslında psikolojik.
Tüketiciler tasarruf etmeyi istemiyor değiller.
Tasarruf etmeye çalışıyorlar.
Fakat;
bu planların büyük bölümünü uygulanamaz hale getiriyor.
Ekonomi literatüründe buna niyet-davranış boşluğu (Intention-Behavior Gap) deniliyor.
İnsanlar doğru olduğunu düşündükleri davranışı ifade ediyor ancak gerçek hayat farklı kararlar almaya zorluyor.
Bu araştırma da tam olarak bunu gösteriyor.
Veriler ilginç bir sıralama ortaya koyuyor.
İlk vazgeçilen harcama kategorisi giyim.
Çünkü ertelenebilir.
Yeni ayakkabı birkaç ay bekleyebilir.
Yeni mont gelecek sezona kalabilir.
Fakat aynı durum gıda için geçerli değil.
Temizlik ürünleri ertelenemiyor.
Ev ihtiyaçları ertelenemiyor.
Dolayısıyla tüketiciler bütçelerini yönetirken önce ertelenebilir harcamaları kesmeye çalışıyor.
Araştırmanın en ilginç bölümlerinden biri mutluluk ile tüketim arasındaki ilişki.
Mutlu olduğunu söyleyen bireylerin;
harcamalarında daha yüksek artış görülüyor.
Buna karşılık mutsuz bireylerde özellikle kişisel bakım harcamalarının daha yüksek artış göstermesi dikkat çekiyor. Bu durum ekonomik baskı altında kişisel bakımın bir "iyi hissetme yatırımı" olarak görülmeye başlamış olabileceğini düşündürüyor.
Araştırmanın en güçlü bulgusu ise et ve et ürünleri.
Genel gıda harcamalarında mutlular ile mutsuzlar arasında büyük fark görülmezken, et harcamalarında belirgin bir ayrışma oluşuyor.
Et tüketimini sürdürebilen bireylerin mutluluk seviyesi daha yüksek.
Bu yalnızca beslenmeyle ilgili bir veri değil.
Bu aynı zamanda ekonomik refahın günlük yaşama nasıl yansıdığını gösteren güçlü bir sosyal gösterge.
Bugün Türkiye'de et tüketebilmek birçok aile için yalnızca beslenme tercihi değil, gelir düzeyinin ve yaşam standardının da önemli bir göstergesi haline gelmiş durumda. Araştırma bu gerçeği sayılarla destekliyor.
Bu araştırma markalara önemli mesajlar veriyor.
Artık tüketici sadece fiyat odaklı hareket etmiyor.
Önceliklerini yeniden sıralıyor.
Bu nedenle;
eskisinden çok daha kritik hale geliyor.
Tüketici "ucuz" olanı değil, vazgeçemeyeceği ürünü satın almaya çalışıyor.
Bu araştırmanın bize anlattığı en önemli şey şu:
Türkiye'de tüketici harcamalarını yönetmeye çalışıyor.
Ancak bütçeyi belirleyen yalnızca bireysel tercihler değil.
Ekonomik gerçekler, zorunlu ihtiyaçlar ve yaşam kalitesini koruma isteği, alışveriş sepetini söylemlerden çok daha fazla şekillendiriyor.
Kısacası;
Evde yapılan bütçe hesabı, market rafında her zaman çarşıya uymuyor.