Türkiye’de tasarruf sahipliği yükseliyor ancak borçluluk da son derece yüksek. Kadınların tasarrufta erkeklerden belirgin biçimde ayrıştığı, yastık altı altının liderliğini koruduğu ve yatırımcıların uzun vadeden orta vadeye yöneldiği 2026’nın yeni finansal davranışlarını inceliyoruz.
Türkiye’de tasarruf sahipliği yeniden yükseliyor.
İlk bakışta bu olumlu bir gelişme.
Fakat rakamların biraz altına indiğimizde çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor: İnsanlar bir yandan para biriktirmeye çalışırken diğer yandan borçlarını yönetiyor, harcamalarını kısıyor ve geleceğe ilişkin beklentilerini giderek daha kısa dönemlere çekiyor.
2026 yılının ikinci çeyreğine ilişkin Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması, tam olarak bu yeni finansal davranış biçimini gösteriyor.
Türkiye’de tasarruf artık yalnızca “gelecek için para biriktirmek” anlamına gelmiyor.
Giderek daha fazla insan için tasarruf, ekonomik belirsizlik karşısında oluşturulan bir finansal savunma mekanizmasına dönüşüyor.
2026'nın ilk çeyreğinde %51,3 olan tasarruf sahipliği oranı ikinci çeyrekte %53,6’ya yükseldi.
Başka bir ifadeyle Türkiye’de yaklaşık her iki kişiden birinin tasarrufu bulunuyor.
Tasarruf sahiplerinin %82’si ise düzenli tasarruf yaptığını belirtiyor.
Bu önemli.
Çünkü tasarruf davranışının geçici bir refleks olmaktan çıkarak belirli bir kesim için alışkanlığa dönüştüğünü gösteriyor.
Düzenli tasarruf yapanların üçte birinden fazlası gelirlerinin %10 ila %20’sini birikime ayırıyor.
Ancak aynı verilerin başka bir tarafı daha var.
Tasarrufu olmayanların oranı hâlâ %46 seviyesinde.
Üstelik bu grubun yalnızca %23’ü yakın gelecekte tasarruf yapmayı planlıyor.
Dolayısıyla toplumda iki farklı finansal gerçeklik aynı anda yaşanıyor.
Bir tarafta düzenli olarak birikim yapabilenler, diğer tarafta tasarrufa başlayabilecek finansal alanı dahi yaratmakta zorlananlar var.
Tasarruf yapamayanların gerekçeleri bu ayrımı daha görünür hale getiriyor.
Gelir yetersizliği hâlâ tasarrufun önündeki en önemli engel.
Bunun yanında borçlar ve zorunlu ödemeler de giderek daha fazla kişinin tasarruf kapasitesini sınırlıyor.
Bu bize önemli bir şey söylüyor:
Türkiye’de tasarruf problemi yalnızca bir finansal okuryazarlık problemi değil.
Aynı zamanda bir nakit akışı problemi.
Bir insan yatırım fonlarını, mevduatı veya hisse senetlerini çok iyi biliyor olabilir. Fakat aylık gelir zorunlu harcamalar ve borç ödemeleri tarafından tüketiliyorsa yatırım bilgisi tek başına tasarruf yaratmıyor.
Tasarruf edebilmenin ilk koşulu hâlâ basit:
Harcanabilir gelir yaratabilmek.
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri kadınların tasarruf davranışında görülüyor.
Kadınlarda tasarruf sahipliği %59,5’e ulaşırken erkeklerde oran yaklaşık %48 seviyesinde kalıyor.
Kadınların tasarruf sahipliği önceki döneme göre yaklaşık 5 puan artmış durumda.
Daha da ilginci, henüz tasarrufu olmayan kadınlarda da tasarruf niyeti daha güçlü.
Tasarrufu bulunmayan kadınların %30’u yakın gelecekte tasarruf yapmayı planlarken erkeklerde bu oran %19 seviyesinde.
Bu fark yalnızca gelir düzeyiyle açıklanamayacak kadar dikkat çekici.
Kadınların tasarruf davranışında daha güçlü bir finansal güvenlik ve ihtiyat motivasyonu bulunduğunu düşündürüyor.
Ancak yatırım araçları tercih edildiğinde başka bir ayrışma ortaya çıkıyor.
Kadınlarda altın ve yastık altı araçların ağırlığı daha yüksekken erkekler hisse senedi, fon, döviz hesabı, kripto varlıklar, gayrimenkul ve benzeri daha çeşitli araçlara yöneliyor.
Dolayısıyla kadınların tasarruf sahipliği daha yüksek olmasına rağmen finansal ürün çeşitliliğinde erkekler öne çıkıyor.
Bu da finansal sistem açısından önemli bir fırsata işaret ediyor.
Finans dünyası dijitalleşiyor.
Mobil bankacılık yaygınlaşıyor.
Yatırım uygulamalarına birkaç saniyede erişilebiliyor.
Ama Türkiye'nin en sevdiği tasarruf araçlarından biri hâlâ son derece analog:
Yastık altı altın.
Tasarruf sahiplerinin %40’ı yastık altı altın ve değerli madenleri tercih ediyor.
İkinci sırada %38 ile yastık altı döviz ve TL nakit bulunuyor.
Bunları:
takip ediyor.
Tasarruf sahiplerinin ortalama iki farklı araç kullanması ise belirli ölçüde çeşitlendirme yapıldığını gösteriyor.
Fakat yastık altının hâlâ bu kadar güçlü olması yalnızca yatırım tercihiyle açıklanamaz.
Burada aynı zamanda güven, likidite ve kontrol ihtiyacı bulunuyor.
İnsanlar paralarının gerektiğinde hemen ulaşabilecekleri bir yerde olmasını istiyor.
Bu nedenle yastık altı ekonomisi aslında finansal davranış açısından oldukça rasyonel bir psikolojik işlev görüyor:
Getiriden önce güven hissi sağlıyor.
18-24 yaş grubunda dikkat çekici bir dönüşüm görülüyor.
Gençlerin altın ve değerli maden hesaplarını tercih etme oranı 7 puan artarak %34’e çıkarken, aynı varlıkları yastık altında tutma eğilimi 6 puan gerileyerek %30'a düşüyor.
Burada küçük ama önemli bir kuşak değişimi var.
Altın ortadan kalkmıyor.
Altının saklandığı yer değişiyor.
Önceki kuşak fiziksel altını tercih ederken gençler aynı güvenli liman davranışını dijital finansal ürünlere taşıyor.
Bu nedenle geleceğin yatırımcısının tamamen farklı varlıklara geçeceğini düşünmek yanıltıcı olabilir.
Bazı geleneksel yatırım alışkanlıkları kaybolmak yerine dijitalleşebilir.
Raporun belki de en çarpıcı verilerinden biri borçluluk.
Katılımcıların %69’unun herhangi bir kişi veya kuruma borcu bulunuyor.
Tasarrufu olanlarda bile borçluluk oranı %65.
Tasarrufu olmayanlarda ise %72.
Bu rakamlar bize modern hane ekonomisinin artık klasik “borçlu veya tasarruf sahibi” ayrımıyla açıklanamayacağını gösteriyor.
İnsanlar aynı anda:
borç ödüyor,
kredi kartı kullanıyor,
tasarruf ediyor,
yatırım yapıyor,
ve acil durum rezervi oluşturmaya çalışıyor.
Bir başka ifadeyle borç ve tasarruf artık birbirinin zıttı değil.
Aynı hanenin finansal bilançosunun iki tarafı.
Borcu bulunanların %35’i aylık gelirlerinin %10 ila %20’sini borç ödemelerine ayırıyor.
Gelirinin %40’ından fazlasını borç ödemelerine ayıranların oranının yükselmesi ise finansal kırılganlığın hâlâ önemli olduğunu gösteriyor.
Finansal durumunu korumak veya iyileştirmek isteyenlerin %62’si harcamalarını gelirine göre düzenlediğini söylüyor.
Daha yüksek getirili yatırım ürünlerine yönelenlerin oranı %21.
Yatırımlarını farklı araçlara dağıtanların oranı ise %16.
Bu dağılım önemli.
Çünkü hanelerin finansal stratejisinin merkezinde hâlâ yatırım getirisini artırmak değil, harcamayı kontrol etmek bulunuyor.
Daha da düşündürücü bir veri var:
Finansal durumunu iyileştirmek için hiçbir şey yapmadığını söyleyenlerin oranı %23’e yükselmiş durumda.
Bu durum ekonomik davranış açısından bir çeşit yorgunluğa işaret ediyor olabilir.
Bütçeyi defalarca kısmış, gelirini artırma imkânı sınırlı ve yatırım yapacak fazla kaynağı olmayan kişiler için yapılabilecek finansal hamlelerin sayısı giderek azalıyor.
Türkiye dijital bankacılık kullanımında oldukça ileri bir noktada.
Katılımcıların yaklaşık %92’si son bir ay içerisinde internet veya mobil bankacılık kullanmış.
Fakat yatırım ve birikim ürünleri konusunda kendisini bilgili veya çok bilgili görenlerin oranı yalnızca %37.
Ortaya ilginç bir paradoks çıkıyor:
Finansal araçlara erişim demokratikleşti ama finansal bilgi aynı hızda demokratikleşmedi.
Bugün birkaç dokunuşla fon, hisse senedi veya farklı yatırım ürünleri satın alınabiliyor.
Fakat erişimin kolaylaşması doğru finansal kararın da kolaylaştığı anlamına gelmiyor.
Nitekim finansal konularda en çok başvurulan bilgi kaynağının hâlâ %27 ile arkadaşlar, tanıdıklar ve yakın çevre olması bunun göstergelerinden biri.
Banka çalışanları %19, internet ve sosyal medya ise %17 seviyesinde.
Akıllı asistan ve robo danışmanlardan yararlananların oranının %8’e ulaşması ise gelecekte bu dengenin değişebileceğine dair küçük fakat ilginç bir işaret.
2026 ikinci çeyreğinin önemli değişimlerinden biri yatırımcıların getiri beklentilerinde yaşandı.
Orta vadeli getiri beklentisi 9 puan artarak %51’e çıktı.
Uzun vadeli beklenti ise 7 puan gerileyerek %38’e indi.
Kısa vadeli beklenti %11 seviyesinde.
Başka bir ifadeyle tasarruf sahiplerinin yaklaşık yarısı artık 3 ay ile 1 yıl arasındaki döneme odaklanıyor.
Bu değişim ekonomik belirsizlik dönemlerinde sık görülen bir davranış biçimi.
Belirsizlik arttığında insanların geleceğe ilişkin tahmin ufku kısalıyor.
Uzun vadeli planların yerini daha sık gözden geçirilen finansal kararlar alıyor.
Dolayısıyla tasarruf sahipliğinin yükselmesi tek başına uzun vadeli finansal güvenin arttığını göstermiyor.
Tam tersine insanlar daha fazla tasarruf ederken geleceği daha kısa dönemler halinde planlıyor olabilir.
Raporun bütün verilerini birlikte değerlendirdiğimizde ortaya ilginç bir sonuç çıkıyor.
Türkiye’de tasarruf davranışı güçleniyor.
Ama bu mutlaka insanların kendilerini daha zengin veya daha güvende hissettikleri anlamına gelmiyor.
Çünkü aynı anda:
tasarruf sahipliği %53,6,
borçluluk %69,
yastık altı yatırımlar hâlâ baskın,
finansal ürün bilgisi %37,
ve orta vadeli getiri beklentisi %51 seviyesinde.
Bu tabloyu tek kelimeyle açıklamak gerekirse o kelime muhtemelen ihtiyat olurdu.
İnsanlar yalnızca zenginleşmek için tasarruf etmiyor.
Belirsizliğe karşı kendilerine finansal hareket alanı yaratmak için tasarruf ediyorlar.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde finans sektörünün asıl rekabet alanı yalnızca daha yüksek getiri sunmak olmayabilir.
Asıl rekabet:
daha anlaşılır yatırım ürünleri,
daha düşük giriş bariyerleri,
daha yüksek likidite,
kişiselleştirilmiş finansal rehberlik
ve kullanıcıya daha fazla kontrol hissi veren ürünler üzerinde şekillenebilir.
Türkiye’de tasarruf kültürü ortadan kalkmıyor.
Tam tersine dönüşüyor.
Ve belki de bu dönüşümün en önemli özelliği şu:
Tasarruf artık gelecekte daha zengin olmanın değil, bugünün belirsizliği karşısında daha dayanıklı kalmanın aracı haline geliyor.
Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması – 2026 2. Çeyrek
https://www.ing.com.tr/F/Documents/pdf/tasarruf_egilimleri/Tasarruf_Egilimleri_Raporu_Q2_2026.pdf